Sanıyorum ki; Şimdiye kadar yazılarımı okumak zahmetinde bulunanlar belki, bu “Erkan Hoca“ nereden çıktı diye merak ediyorlardır.

Bendeniz, önemli bir özelliği olmayan, basit bir Türkçe öğretmeni emeklisiyim. Lakabım öğretmenlik yıllarımdan geliyor. İsveç’e 1962 yılında geldim. Sanıyorum ki, buraya gelen Türklerin ilki değilsem de geldiğimde burada pek fazla Türk yoktu. Kahvehane, dernek ve politika hayatını sevmediğim için burada uzun yıllar Türk toplumundan uzak yaşadım.

1980 yıllarında bir gazetede gördüğüm bir ilan beni tekrar vatandaşlarımla birlikte olma fırsat verdi.

İlanda; Stockholm Yüksek Öğretmen Olulunun Türkçe bölümüne, eğitim görerek, Türkçe anadili öğretmeni olmak isteyenlerin arandığı yazılı olması ilgimi çekti. Böylece kırk yaşından sonra öğretmen olup Türk çocuklarına ana dillerini öğretme ve geliştirme şerefine nail oldum.

Ne yazık ki başlangıçta İsveçlilerin hevesle destekledikleri anadili eğitimi, ekonomik nedenlerle, sonraları kısıtlandı ben de bu sebeple işi temel okulunda sosyal bilgiler öğretmenliğine çevirdim. Sonunda “ev işi” bilgisi öğretmeni olarak emekli oldum.

Politikayı sevmediğim için herhangi bir partinin üyesı olmayı düşünmediğim halde bir arkadaş ricasiyle FP üyesi oldum ancak politika hayatı beni sarmadı.

Burada yaşadığım ilk on yılda Sosyaldemokratların İsveç’i doğru ve dürüst bir şekilde idare ettiği kanaatindeydim. Fakat onların buraya 1970 yıllarında gelen bölücülerin masallarına inanarak Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda “Kürdistan” adlı bir ülke keşfetmeleri ve keşiflerini ispat etmek için okul kitaplarına bir “Kürdistan” bölümü eklemeleri nedeniyle Sosyaldemokratlarla yıldızım bir daha barışmadı.

Halihazırda Türkiye ve Türkleri en az eleştiren parti M olduğuna göre onlara karşı sempati duyduğumu açıklamaktan korkmuyorum.

Facebook’ta yorum yazmak benim için bir vakit geçirme yöntemi. Bu arada güncel olaylardan da haberdar oluyorum ancak, bir üzüntüm, yazdığım yorumların yalnış tefsir edilmesi.

Öyle ki, geçmiş zamanda, ellerinden tutup yardım ettiğim “arkadaşlarım” beni bir partinin yandaşı sanarak selam bile yazmaz oldular. Kusura bakmasınlar ama ben vatan sevgisini arkadaş sevgisinden üstün tuttuğum için artık onlara üzülmek zahmetinde bile bulunmuyorum.
Politıkayı sevmediğim için Türkiye’de hiç bir partinin üyesi olmadım ve olmayacağım. Ancak inanıyorum ki Türkiye’nin tekrar hasta adam olmaması için hükümeti mecliste çoğunluk olan bir partinin kurması gerek. Altını çizerim ki Hasta adam deyimim geçen yüzyıl için değil 1960 darbesinden sonra yaşanan olaylar içindir. Sağ – sol, demokrasi v.s palavralarıyla birbirimizi kırdık. Kazancımız ne oldu?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here